Tam Yaşayamayan İnsanlar

Bazı insanlar hayatı yaşar.
Bazılarıysa hayatın kenarında durur.

Tam olarak fark edilmez bu.
Dışarıdan bakıldığında her şey yerli yerindedir:
Sabah kalkılır, kahve yapılır, işe gidilir, akşam dönülür.
Sofra kurulur.
Haberler izlenir.
Yarın için plan yapılır.

Her şey yaşanıyormuş gibi görünür.
Ama hayatın en önemli kısmı — hissedilen yer — eksiktir.

Tam yaşayamayan insanlar vardır.

Onlar ne mutsuzdur ne mutlu.
Ne gitmişlerdir ne kalmış.
Ne kaybetmişlerdir ne kazanmış.

Bir eşikte yaşarlar.
Ama o eşiği geçmezler.

Hayatları, yarım kalmış bir cümlenin ortasında asılı durur.

Tam yaşayamayan insanlar çoğu zaman sessizdir.
Ama bu sessizlik huzurdan gelmez.

Bu, konuşursa bir şeylerin değişeceğini bilen insanların sessizliğidir.

İnsan bazen bağırmaz.
Çünkü bağırırsa geri dönüşü olmaz.

Bazen bir cümle, yıllardır kurulan düzeni bozar.
Bazen bir itiraz, bir hayatı değiştirir.
Bazen bir “ben artık istemiyorum” cümlesi, bir insanın kaderini yerinden oynatır.

Tam yaşayamayan insanlar bu cümleleri bilir.

Ama söylemez.

Çünkü değişim, cesaret ister.
Ve cesaret, insanın en pahalı duygusudur.

Tam yaşayamayan insanlar, çoğu zaman kırılmamak için geri çekilir.

Bir tartışmada susarlar.
Bir haksızlıkta gözlerini kaçırırlar.
Bir duyguda içlerine dönerler.

Çünkü bilirler:
Bir kere ortaya çıktıklarında, artık eski hayatlarına geri dönemezler.

İnsan bazen mutsuz olduğu için değil, alıştığı için kalır.
Ve alışkanlık, insanın en sessiz hapishanesidir.

Tam yaşayamayan insanlar bu hapishanede yaşamayı öğrenir.

Kapıyı zorlamazlar.
Duvarları yıkmazlar.
Sadece içeride yürürler.

Yavaş yavaş.

Sessizce.

Bazı insanlar hayatı savurarak yaşar.
Bazılarıysa hayatı saklayarak.

Tam yaşayamayan insanlar ikinci gruptadır.

Kendilerini geri çekerler.
Görünmemeyi tercih ederler.
Daha az konuşur, daha az ister, daha az hayal kurarlar.

Çünkü hayal kurmak, kaybetme ihtimalini büyütür.

İnsan bazen hayallerinden vazgeçmez.
Sadece onları düşünmemeyi öğrenir.

Tam yaşayamayan insanlar bunu çok iyi bilir.

Bir zamanlar istedikleri şeyleri hatırlamazlar.
Ya da hatırlamak istemezler.

İnsan en çok, vazgeçtiklerini unuttuğunda eksik yaşar.

Tam yaşayamayan insanlar çoğu zaman “iyi” insanlardır.

Uyumludurlar.
Sorun çıkarmazlar.
Gürültü yapmazlar.

Hayatın içinde görünmez bir şekilde ilerlerler.

Ama tam da bu yüzden, kimse onların ne yaşadığını bilmez.

Bir insanın sessiz olması, her zaman huzurlu olduğu anlamına gelmez.
Bazen sessizlik, yorgunluğun son halidir.

Konuşmaktan değil, anlatamamaktan yorulmuş insanların sessizliğidir bu.

Tam yaşayamayan insanlar, çoğu zaman anlatmayı bırakmış insanlardır.

Bir süre sonra insan, eksik yaşamaya alışır.

Yarım mutluluklar yeterli gelir.
Kısa sevinçler büyütülür.
Küçük rahatlıklar “iyi” sayılır.

İnsan, hayatı küçülterek katlanılabilir hale getirir.

Bu bir çöküş değildir.
Bu bir uyumdur.

Ama insan, en çok uyum sağladığında kaybolur.

Tam yaşayamayan insanlar, bu kayboluşu fark etmez.

Çünkü kaybolmak, bazen yavaş olur.
Ve yavaş olan şeyler, fark edilmez.

Bir sabah uyanırsın.
Her şey yerli yerindedir.

Ama içindeki bir şey eksiktir.

Ne zaman kaybettiğini hatırlamazsın.

Tam yaşayamayan insanlar, o sabaha alışmış insanlardır.

Tam yaşayamayan insanlar, hayatı erteler.

Ama erteledikleri şey zaman değildir.
Kendileridir.

Bir gün daha sabrederler.
Bir gün daha beklerler.
Bir gün daha susarlar.

Sonra bir gün, bekledikleri o “doğru zaman” hiç gelmez.

Çünkü doğru zaman, cesaretin olduğu zamandır.
Cesaret yoksa zaman da yoktur.

Tam yaşayamayan insanlar bunu geç fark eder.

Ve bazı fark edişler, çok geç gelir.

İnsan bazen hayatını büyük kayıplarla değil, küçük vazgeçişlerle kaybeder.

Bir hayali erteler.
Bir duyguyu susturur.
Bir cümleyi söylemez.

Sonra bir gün bakar:
Hayat hâlâ devam etmektedir.
Ama kendisi geride kalmıştır.

Tam yaşayamayan insanlar, bu geride kalışı sessizce kabul eder.

Ne bağırırlar.
Ne isyan ederler.

Sadece yürümeye devam ederler.

Eksik bir hayatın içinde.

Tam yaşayamayan insanlar vardır.
Hayatın ortasında dururlar ama içine girmezler.

Onlar ne kaybolmuştur ne bulunmuştur.
Ne gitmiştir ne kalmıştır.

Sadece geçip giden bir hayatın içinde, kendilerini eksilterek yaşarlar.

Ve insan bazen, ölmeden önce ölmez.

Bazen sadece tam yaşamaktan vazgeçer.

İşte o an, hayat devam eder.
Ama insan eksik kalır.

Ve en ağır eksiklik, kimsenin fark etmediği eksikliktir.

Tam yaşayamayan insanların hayatı böyle geçer.

Sessiz.
Düzenli.
Eksik.

Ve çoğu zaman, kimse fark etmez.

Çünkü tam yaşayamayan insanlar, gürültü yapmadan yaşarlar.

Ve gürültü çıkarmayan hayatlar, en geç fark edilen hayatlardır.

Ama en derin olan da onlardır.

Çünkü insan bazen yaşamadıklarıyla yaşar.

Ve bazı hayatlar, tam yaşanmadığı için unutulmaz bir sessizlik bırakır.

Tam yaşayamayan insanların geride bıraktığı şey de budur:

Sessizlik.

Ve eksik kalmış bir hayatın, kimsenin duymadığı yankısı.

 

Celda Y.D.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunları da beğenebilirsiniz