İnsan, çoğu zaman bir sorunun peşine düşmez.
Bir cevabın peşine düşer.
Çünkü soru, insanı açıkta bırakır; cevap ise kapatır.
Kapalı olan şeyler güvenlidir.
En azından öyle sanılır.
Cevap, belirsizliğin üzerine çekilen ince bir örtüdür.
Soğuk bir gecede üstüne aldığın battaniye gibi.
Isıtmaz belki ama üşüdüğünü hissetmemeni sağlar.
İnsanların cevaplara bu kadar tutunmasının nedeni bilmek değil,
o üşüme hâlinden kaçmaktır.
Ne hissettiğini bilmek ister.
Neden böyle olduğunu bilmek ister.
Bunun bir anlamı olup olmadığını bilmek ister.
Bir adı olsun ister yaşadığının.
Bir tanımı.
Bir çerçevesi.
Çünkü adı olmayan şey, kontrol edilemez.
Kontrol edilemeyen şey ise korkutucudur.
Bu yüzden insanlar, sorularını bile cevaplara uygun hâle getirir.
Gerçekten merak ettiklerini değil,
cevabını alabileceklerini sorarlar.
Cevapsız kalacak bir sorunun ağırlığını taşımak istemezler.
Oysa bazı sorular vardır ki,
cevaplandığı anda anlamını kaybeder.
Hatta ölür.
“Ben kimim?”
“Neden buradayım?”
“Bütün bunların bir anlamı var mı?”
Bu sorulara verilen her hazır cevap,
sorunun kendisini susturur.
Ve insan, susturduğu şeyin yerine
geçici bir huzur koyar.
Bu huzur uzun sürmez.
Ama çoğu zaman yeterlidir.
Çünkü insan, kalıcı bir yüzleşmeden çok
geçici bir rahatlamaya razıdır.
Cevaplar bu yüzden tehlikelidir.
Çünkü çoğu zaman gerçeği açmaz,
kapatır.
“Anladım” demek, çoğu zaman anlamaktan çok
devam etmenin bir yoludur.
İnsan, “anladım” dediği yerde durmaz;
orayı geçer.
Oysa bazı duraklar geçilmek için değil,
orada kalmak için vardır.
Cevapsız kalmak, güçlü olmak değildir.
Yanlış anlaşılmasın.
Bu bir erdem hikâyesi değil.
Bir üstünlük anlatısı hiç değil.
Cevapsız kalmak, dayanıklılık ister.
Sessizliğe karşı dayanıklılık.
Kendi iç sesine karşı dayanıklılık.
Boşluğun yankısına karşı dayanıklılık.
Çünkü cevap yoksa,
insan kendisiyle kalır.
Ve insanın kendisiyle kalabilmesi,
en zor şeylerden biridir.
Sessizlik romantik değildir.
Derin de değildir her zaman.
Bazen sadece yorucudur.
Bazen sıkıcı.
Bazen dayanılmaz derecede sıradan.
Ama tam da bu yüzden öğreticidir.
Cevapsız kaldığında insan,
başka bir yere yaslanamaz.
Bir fikre, bir öğretiye,
bir hazır cümleye tutunamaz.
Kendi ağırlığını taşımak zorunda kalır.
İnsan, çoğu zaman cevapları hakikat sandığı için
cevapsızlıktan kaçar.
Oysa cevap, çoğu zaman bir durdurma mekanizmasıdır.
Soru ilerler; cevap fren yapar.
Bu yüzden bazı alanlar,
bilinçli olarak cevap vermez.
Veremez değil;
vermez.
Çünkü cevap verdiğin anda,
karşındakinin düşünme sorumluluğunu elinden alırsın.
Ona bir yön, bir çerçeve, bir güvenlik alanı sunarsın.
Ve o alan, çoğu zaman dar gelir.
Bazı yerlerin dar olması gerekir.
Bazı cümlelerin yarım kalması.
Bazı soruların cevapsız durması.
Cevapsızlık bir eksiklik değildir.
Bir boşluk hiç değildir.
Cevapsızlık, insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin
en çıplak hâlidir.
Orada kimse alkışlamaz.
Kimse “doğru düşündün” demez.
Kimse yol göstermez.
Sadece sen varsındır.
Ve bu çoğu insan için yeterince korkutucudur.
İnsan, cevapsız kaldığında özgürleşmez.
Bu bir masaldır.
Cevapsız kaldığında önce dağılır.
Sonra sessizleşir.
Sonra ne kadar çok şeye tutunduğunu fark eder.
İnançlara.
Tanımlara.
Kendisiyle ilgili anlattığı hikâyelere.
Bunların çoğu,
gerçekten doğru olduğu için değil,
taşınabilir olduğu için seçilmiştir.
Cevapsız kalmak,
o hikâyelerin bir süreliğine sustuğu yerdir.
İnsan orada,
kendisi hakkında anlattığı şeyleri değil,
anlatamadıklarını duyar.
Bu herkesin dayanabileceği bir şey değildir.
Ve olmak zorunda da değildir.
Bazı insanlar cevaplarla yaşar.
Bazıları sorularla.
Bunun bir hiyerarşisi yoktur.
Ama bazı alanlar vardır ki,
cevaplarla doldurulamaz.
Doldurulmaya çalışıldığında bozulur.
Bu yüzden burası,
cevap üretmek için kurulmuş bir yer değildir.
Burada açıklama yapılmaz.
Yol çizilmez.
Anlam paketlenmez.
Burada kalmak isteyen,
cevapsızlığın soğukluğunu kabul eder.
Bu soğukluk öldürmez.
Ama ısıtmaz da.
İnsan, bu soğuklukta şunu fark eder:
Bazı sorular, cevap beklemez.
Sadece eşlik ister.
Ve insan,
o sorularla birlikte yaşamayı öğrenebilir.
Onları çözmeden.
Onları susturmadan.
Onları bir sonuca bağlamadan.
Bu kolay değildir.
Ama gerçek bir kalış,
zaten kolay olan bir şey değildir.
Burada kalabilenler,
zaten bunu seçmiştir.
Diğerleri gitmiştir.
Bu bir davet değil.
Bir çağrı hiç değil.
Sadece bir durum tespiti.
Cevapsız kalmak,
insanın kendine verdiği en ağır izindir.
Ve bazen,
tam da orada
bir şey başlar.
Ama adı yoktur.
Celda Y.D.
Cevapsız kalmak bir eksiklik değil, bir dayanıklılık hâlidir.
Bu metin, sorularla yaşamayı seçenler için sessiz bir durak.