Kapıların Yorulduğu Yer

İnsan bazen bir kapının önünde durduğunu sanır.
Oysa çoğu zaman kapı değildir gördüğü —
içinde yıllardır dönüp duran bir duygunun sınırıdır sadece.
Adını koyamadığın, tarif edemediğin, kaçtığını sandığın o yer.

Bir noktadan sonra hissetmeye başlarsın:
kapılar da yorulur.
Açılmaktan, kapanmaktan değil;
senin aynı soruyu her gelişinde birbirine benzeyen yüzünü görmekten.
Sen değişmeden kapıdan bir şey beklemenin ne kadar anlamsız olduğunu
geç de olsa anlar insan.

Bazen adım atmamak bir korku değildir;
insanın kendini yanlış bir yere sürüklememek için duyduğu
acı bir sezgidir.
Bunu söyleyen olmaz, kimse alkışlamaz.
Ama insan, kendi sessizliğinin içinde bu tür fark edişleri
bir yere not eder.
Nereye?
Kendinin bile okuyamadığı bir yere.
En derine.
Elin değdiğinde bile kıpırdamayan o yere.

Sonra bir gün, kapı dediğin şeyin
aslında hiç var olmadığını fark edersin.
Beklediğin, ardında ne olduğunu merak ettiğin,
yıllarca dönüp dolaştığın o eşik…
senin kafanın içindeki ağırlığın bir yansımasıdır.
Kapanmaz, açılmaz;
sen neysen odur.

İşte bununla karşılaşmak acıtır biraz.
Çünkü insan en çok kendini kandırmak için kapılar uydurur.
“Buradan geçersem olur,”
“Bunu açarsam değişir,”
“Arkasında bir şey var.”
Oysa hiçbir şey yoktur.
Kapıyı var eden sensin,
kapıyı kaldıran da.

Bütün değişim,
kapının ardında değil,
onun hiç var olmadığını fark ettiğin o sessiz anda başlar.

Celda Y.D.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunları da beğenebilirsiniz