Bakıp Geçmenin Günahı

Karanlıkta bir pencereye bakan siluet; içeride sarı ışıkta beliren gölge, bakıp geçmenin sessiz tanıklığını simgeliyor.

Bakmak masum sanılır.
Çünkü bakmak, eylem sayılmaz. Elini kirletmez, ses çıkarmaz, iz bırakmaz gibi görünür. Oysa insanın en ağır yükü, dokunmadığı şeylerden kalır geriye.

Bir şey olur.
Görürsün.
Geçersin.

Ve hayat devam eder.

Bakıp geçmek, çoğu zaman aklanmış bir harekettir. Çünkü kimse “bakmamakla” suçlanmaz. Çünkü hiçbir mahkeme, tanıklığın suskunluğunu dosyaya eklemez. O an orada olmak, ama oraya ait olmamak; en güvenli duruştur. İnsan, kendini bu konforlu boşlukta saklar.

Oysa her bakış bir kayıttır.
Ve her kayıt, hafızada bir yer ister.

Bir mahallede olur bu.
Bir evin önünde.
Bir iş yerinde.
Bir masada.
Bir ekranda.

Ses yükselir. Bir bakış düşer. Bir kapı sertçe kapanır. Bir yüz donar. Sen görürsün. Ama adını koymazsın. Adını koymadığın şey, sorumluluk doğurmaz çünkü. İnsan bazen gerçeği inkâr etmez; sadece ona isim vermeyi erteler.

Bakıp geçmek, tarafsızlık değildir.
Taraf seçmenin en konforlu hâlidir.

Çünkü bakıp geçen, kendini masum sanır. Olan biteni onaylamadığını söyler; ama engellemediğini unutmak ister. İçinden “ben olsam yapmazdım” diye geçirir; ama “ben olsam durdururdum” demeye cesaret edemez.

İnsan, kötülüğü çoğu zaman yapanlardan değil, ona alışanlardan öğrenir.

Zamanla bakışlar yumuşar.
Sesler normalleşir.
Şiddet bağırarak değil, fısıldayarak yerleşir hayata.

Bir noktadan sonra artık bakmazsın bile. Sadece geçersin. Geçmek, yeni bir refleks olur. Görmemek öğrenilir. Görmemek, korunma biçimi gibi anlatılır. “Karışmamak”, “bulaşmamak”, “kendi işine bakmak”… Hepsi aynı cümlenin farklı tonlarıdır.

Ama her geçiş, bir şeyi geride bırakır.

İnsan bazen bir şey yapmadığı için değil, yapmadığını normalleştirdiği için suçludur. Günah her zaman bir eylem değildir. Bazen yalnızca bir boşluktur. O boşlukta kimsenin sesi duyulmaz; ama herkes oradadır.

Bakıp geçmek, hafızayı delik deşik eder.
Yıllar sonra insan kendine döndüğünde şunu fark eder:
Hatırladığı şey, olanlar değildir.
Hatırladığı şey, orada olup da susmuş olmasıdır.

Bu yüzden bazı anılar bağırmaz.
Koku gibi çöker.
Sessizlik gibi kalır.

Ve insan, en çok kendine şu soruyu sormaktan kaçınır:

“Ben oradayken, neden hiçbir şey yapmadım?”

Belki de asıl günah budur.
Ne yaptığımız değil,
yapmadığımız şeyle yaşamaya razı oluşumuz.

Bazı günahlar işlenmez.
Bazıları sadece görülür.
Ve bakıp geçilir.

Celda Y.D.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunları da beğenebilirsiniz