Yaralar ve Maskeler

Kapüşonlu bir adam, gece karanlığında yatağın kenarında oturmuş telefon ekranına bakarken; yağmurlu pencerenin ardından şehir ışıkları görünmektedir.

Yaralar ve Maskeler

Bugün izlediğim bir filmin önsözüydü bu:

“AŞK, İKİ İNSANIN BİRBİRLERİNE YARALARINI GÖSTERMESİDİR.”

İlk okuduğumda hiçbir anlam ifade etmedi.

İkinci okuyuşumda ise daha da anlamsız geldi, hatta biraz saçma. Sonra durup cümleyi yavaş yavaş okumaya başladım. Kelimeleri tek tek, hatta heceleyerek… Komik değil mi? Sanki yanlış okuyormuşum da cümlenin gerçek anlamını kaçırıyormuşum gibi.

Ama hayır. Cümle tam olarak yazıldığı gibiydi.

Sonra tekrar düşündüm. Belki de aşk gerçekten buydu. İki insanın birbirine en sakladığı yerlerini göstermesi… Güçlü görünmeye çalışmadan, kusursuz davranmadan, içindeki kırıkları saklamadan “Ben buyum” diyebilmesi.

Çünkü insanlar genelde yaralarını gizleyerek sevilmeye çalışıyor. Oysa gerçek yakınlık belki de tam maskeler düştüğünde başlıyor.

Peki insan yaralarını açınca gerçekten iyileşir mi?

Belki bazen evet. Çünkü bazı acılar anlatıldığında hafifler. İnsan anlaşılmak ister. Birinin gözlerinin içine bakıp “Seni anlıyorum” demesi, yıllardır taşınan bir yükü azaltabilir.

Ama her yara aynı değildir. Bazı travmalar vardır ki sadece sevgi yetmez. Bir insanın içindeki karanlığı tamamen başka bir insanın sevgisiyle iyileştirmeye çalışmak bazen iki insanı da yorabilir.

Bu yüzden aşk, “Seni tamamen iyileştireceğim” demek değildir belki de.

Asıl aşk, “İyileşmeye çalışırken yanında kalacağım” diyebilmektir.

Ama ya iyileşme tek taraflıysa?

Ya biri bütün sevgisiyle çabalarken diğeri kendi karanlığından çıkamıyorsa?

İşte o noktada aşk zorlaşıyor. Çünkü sevgi bazen yetmiyor. İnsan sevdiği kişiyi bırakmak istemese bile, bazı yaralar ilişkiyi bir süre sonra sevgi olmaktan çıkarıp bir yük hâline getirebiliyor.

Ve gecenin dördünde düşünürken aklıma başka bir şey geldi.

Doğada her şeyin özü sanki sevgi ve paylaşmak. Bir kediye, bir köpeğe, bir ata sevgiyle yaklaştığınızda karşılığını çoğu zaman sevgiyle alıyorsunuz. Onlar size geçmiş travmalarını saklayarak bakmıyor. Size hesap yapmıyorlar. Sadece hissediyorlar.

Peki ya insan?

İnsan daha karmaşık. Çünkü insanın korkuları var. Gururu var. Geçmişi var. Bazı insanlar sevgi gördüğünde bile kaçabiliyor. Çünkü alışık oldukları şey sevgi değil, acı oluyor.

Belki de bu yüzden gerçek aşk artık bu kadar zor bulunuyor. Her şeyin parayla ölçüldüğü, insanların birbirini hızla tükettiği bir dünyada birine gerçekten içini açabilmek kolay değil.

Ama yine de aşkın en gerçek hâli belki tam burada saklıdır:

Bir insanın, bütün korkularına rağmen başka bir insana yaralarını gösterecek kadar cesur olması.

Ve karşısındaki insanın o yaralara bakıp gitmemesi.

Okan Büyükboğa

21.05.2026        

Saat 04.02

Son Söz

Gecenin dördünde, herkes uykudayken yazılan cümlelerde her zaman bir parça çıplaklık vardır.

Bu yazı, romantizmin sınırlarını aşarak insan psikolojisinin en kuytu köşesine, “sevilme korkumuza” dokunuyor. Hepimiz vitrinlerimizi kusursuzlaştırmaya çalışırken, gerçek yakınlığın ancak kırıklarımızı ortaya döktüğümüzde başladığını hatırlatıyor. Belki de asıl mesele iyileşmek ya da iyileştirmek değildir; birinin karanlığına bakıp oradan kaçmayacak kadar cesur olabilmektir.

Peki siz, bir başkasının yaralarına bakarken ne kadar kalabiliyorsunuz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunları da beğenebilirsiniz