Sessiz Israr

Karanlık bir zeminde, soluk ışıkla aydınlanan labirentin ortasında tek başına duran küçük bir insan silueti; yalnızlık, görülmemek ve içsel çöküş duygusunu simgeleyen minimal sahne.

Herkes konuşuyor.
Sorunlar, doğrular, nasıl yaşanması gerektiği…

Ama kim karar veriyor bunlara?

Kimin doğrusunu yaşıyoruz, kimlerin çıkarına uyuyoruz—çoğu zaman fark etmeden.

Sosyal medyada görünmek kolay.
Bir cümle, bir fotoğraf, birkaç onay…
Orada herkes birbirini “görüyor” gibi yapıyor.

Asıl mesele orada değil.

Asıl mesele şu:
Aynı sofraya oturduğun insanların seni görmemesi.
Aynı evde yaşadığın insanların seni duymaması.
Aynı ofiste her gün yüzüne bakan insanların seni hiç tanımaması.

Çünkü gerçek hayat sessizdir.
Orada beğeni yok.
Orada “gördüm” demek, gerçekten görmek zorunda kalmaktır.

Ve çoğu insan bunu yapmaz.

Ailede başlar bu.

Seni en iyi tanıması gerekenler, seni en çok yanlış tanıyanlardır bazen.
Seni dinlemezler—sadece seni bildiklerini zannederler.
Sana alan açmazlar—seni alıştıkları kalıpta tutarlar.

Ve sen, fark etmeden, kendini onların gördüğü kadar sanmaya başlarsın.

İşte kırılma orada olur.

İş hayatında devam eder.

Yan yana çalıştığın insanlar seni anlamaz.
Anlamak zorunda da hissetmez.
Senden beklentileri vardır, sana dair merakları değil.

Sen ne hissediyorsun, ne istiyorsun—önemsizdir.
Önemli olan neyi ne kadar yaptığındır.

Ve sen, yavaş yavaş, kendini anlatmayı bırakırsın.
Ama bırakman gerektiği için değil—anlatmanın bir şey değiştirmediğini öğrendiğin için.

Çünkü gerçek şu:

İnsanlar çoğu zaman seni görmez.
Görmek istemez.

Ve bunu bilerek yaparlar.

Bir insan senin görülmek istediğini biliyorsa ve yine de seni görmüyorsa, bu eksiklik değildir.

Tercihtir.

Ve tercih edilmemek, insanın içinde sessiz bir çöküş başlatır.

Çünkü o noktada ihtimal kalmaz.
Yanlış anlaşılma kalmaz.
Geriye sadece şu kalır:

“Biliyor. Ama yapmıyor.”

İnsan, bilmeyene değil—bilen ama yapmayana kırılır.

O yüzden “beni gör” demek çoğu zaman anlamsızdır.

İnsanlar söylediğin için değişmez.
Sadece içlerinde ne varsa onu sürdürürler.

Ya görürler—çünkü zaten görmek istiyorlardır.
Ya da hiçbir şey değişmez—çünkü başından beri istemiyorlardır.

Ve çoğu zaman ikinci olan olur.

Asıl mesele bu değil aslında.

Asıl mesele şu:

Görmeyen birine kendini anlatmaya devam etmek.

İnsan, karşısındakinin körlüğü yüzünden değil—
kendi ısrarı yüzünden tükenir.

Çünkü ısrar bazen sevgi değildir.
Bazen sadakat değildir.

Bazen sadece insanın kendine yaptığı en sessiz ihanettir.

Kendini, seni hiç seçmemiş insanların önüne koymaya devam etmektir.

Ve en acısı şu:

İnsan bunu çoğu zaman “iyi niyet” sanır.

Oysa değildir.

Bu, sadece geç kalınmış bir kabuldür:

Seni görmeyenler, bir gün görmeyecek.

Celda Y.D.

 

 

Tercih edilmemek, insanın içinde sessiz bir çöküş başlatır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunları da beğenebilirsiniz